Maraş Depreminin yoldönümünde konuşan yerine kayyım atanan DEM PARTİ Van Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Avcı, “6 Şubat depremiyle bir kez daha görüldü ki aslında imar affıyla halka para karşılığında mezarlar satılmıştır” ifadelerini kuyyanarak, iktidar ve kayyumların depremi değil rantı öncelediğini söyledi.

AJANS65 TV - 6 Şubat’ta Maraş merkezili gerçekyeşen ve 11 şehirte yıkıcı etkiye yol açan büyük depremin yıldönümünde DEM PARTİ Van İl Binasında basın açıklaması düzenlendi. İl Eşbaşkanları, Dem Parti Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları ile yerine kayyım atanan Büyükşehir Belediye Eşbaşkarı Mustafa Avcı basın açıklamasına katılanlar arasındaydı. Burada bir açıklama yapan Avcı, “Deprem bu ülkenin somut gerçekliğidir. Gerekli önlem ve hazırlıklar yapılmadığı sürece 6 Şubat 2023’te Hatay-Maraş ve diğer illerde olduğu gibi açığa çıkan vahim tablolar tekrar edecektir” ifadelerini kullandı.

Avcı şu ifadeleri kullandı:

“Bu tabloların en korkuncu da iktidarların övünerek anlattıkları İMAR AFLARIYLA açığa çıkandır. 6 Şubat depremiyle bir kez daha görüldü ki aslında imar affıyla halka para karşılığında mezarlar satılmıştır. iktidarların geleceklerini insanı, doğayı yaşatmak üzerine değil de rant üzerine kurguladığını, dolayısıyla karşılaşıyan  sonuçların kaçınılmazdır.

Gördüğümüz ve izlediğimiz kadarıyla AKP iktidarı da şaşırtmadı. 6 Şubat depremi sürecinde de rantı önceledi, ayrımcılık yaptı, kayyum zihniyeti ile hareket etti.

Bölge demografisinin değişimi için depremi adeta Allahlın lütfu olarak gördü ve fırsat olarak değerlendirilmeye çalışıyor.

Ağır bir deprem yaşandı. Halk 4-5 gün sahipsiz kaldı. Bir başka yerde olsa hükümet ayakta kalamazdı. İlginç olan her şeye rağmen AKP iktidarının hala ayakta kalıyor olmasıdır.

Depremden 15 milyon civarında insan etkilendi. 130 bin insanın öldüğünü MUART KURUM ağzından kaçırdı. O güne kadar resmi rakamlar 50 binler civarında telaffuz ediliyordu. Verilen resmi rakamların inandırıcı olmadığını o gün de söylemiştik.”

‘PARA TOPLANDI, AKİBETİ HAKKINDA TOPLUM BİLİNÇLENDİRİLMEDİ’

İktidarın deprem için dayanışma kampanyası başlattığını hatılatan Avcı, ciddi sayılabilecek miktarda paralar da toplandı ancak sonrasında bu paranın akıbeti hakkında kamuoyuna herhangi bir bilgi verilmedi” hatırlatmasını yaptı.

Avcı şu gerçeklikleri harmak baztı:

Şirketin Türkiye Müdürü de Gözaltına Alındı Şirketin Türkiye Müdürü de Gözaltına Alındı

“1999 dan bu yana deprem vergisi adıyla paralar toplandığı halde bu kaynağın amacı doğrultusunda kullanılmadığını yaşadığımız 6 ŞUBAT depremiyle bir kez daha gördük.

Tam da bu noktada merkezi yönetimlere karşı toplumsal güven sarsılmıştır. O halde yerelde örgütlü topluma ciddi şekilde ihtiyaç vardır. Yerel yönetimler depremden önce, deprem esnası ve deprem sonrası için her açıdan hazırlık yapabilir.

‘STK’LAR KAMUSAL DAYANIŞMA GÖREVİNİ ÜSTLENMEDİLER’

6 ŞUBAT depremi sürecinde STK’ların dayanışma çalışması oldu ancak özgüvenden yoksun ve sınırlı kaldı. Kamusal dayanışma görevini üstlenmediler. Bu görev devlete/iktidara bırakıldı.

Depremin üzerinden bir yıl geçtiği halde mağdur insanlara, insan onuruna yakışır bir yaşam koşulu halen sunulmamıştır.

İzlendiği üzere mağdurlar, zorlu kış koşullarına karşı derme çatma baraka ya da çadırlarda yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Bu insanlık adına insanlığa yapılabilecek en büyük zulümdür.

Değerli basın emekçileri, Geride bıraktığımız 2011 Van Depreminde de devlet ve hükümetin halkımıza yönelik tutumu bundan farklı olmamıştır.

Bilindiği üzere 23 Ekim 2011 tarihinde 7,2 büyüklüğünde, merkez üssü Van ili Tabanlı köyünde ve yine kısa bir süre sonra 09 Kasım 2011 tarihinde, merkez üssü Van ili Edremit ilçesinde 5,6 büyüklüğünde iki farklı deprem yaşamıştık.

‘VAN TABARLI MERKEZLİ DEPREMDE 604 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ’

Kamuoyuna açıklanan resmi bilgilere göre; Van ili Tabanlı köyünde meydana gelen depremde 604 vatandaşımız, Van ili Edremit ilçesinde meydana gelen ikinci depremde ise 40 vatandaşımız hayatını yitirmişti.

Van ve diğer depremlerden sonra maalesef tanık olduğumuz bir gerçek de binlerce insanın deprem nedeniyle engelli kalması durumudur. Sonradan engelli kalan deprem mağduru vatandaşlara yönelik kapsamlı bir sosyal politika, destek ve dayanışma sunulmuyor, sunulmamaktadır.

Yine her deprem sonrasında erişilebilir olmayan kentlerin hem engelliler için hem de diğer yurttaşlar için uzun bir süre enkaz halinde beklemesi ya da bekletilmesi ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor ve sayısız mağduriyetlere neden oluyor.

Kuşkusuz doğal afetlere karşı tedbir almak merkezi yönetimlerindir. Ancak toplumun da sorumluluğu vardır. Toplum yerelde kendi kendisine yetebilecek ölçüde örgütlü ve eğitimli olsa, doğal afetlere karşı dirençli ve hazırlıklı duruma gelir ki sonuçlardan daha da düşük düzeyde etkilenir.

ŞİLİ, JAPONYA vb. ülkeler bunun için önemli örneklerdir. Değerli basın emekçileri, Kentimiz 30 yıllık periyodlarla yıkıcı depremlerle sarsılıyor. Buna rağmen üzülerek belirtebilirim ki geldiğimiz bu güne kadar depreme karşı herhangi bir hazırlık yapılmamıştır. Bu gün bir deprem olsa yeniden oturup ağlamaktan başka çaremiz kalmayacaktır.

‘BELEDİYELERİN GÜÇLÜ VE KAQSAMLI BİR DÖNÜŞÜM YAPMALARI GEREKİYOR’

Önümüzdeki seçimde yönetimlerini devralacağımız belediyelerimizin depreme hazırlık anlamında güçlü ve kapsamlı bir dönüşüm yaşaması gerekir. Bu anlamda bizleri bekleyen acil görevler vardır.

Şöyle ki; 2011 Van depreminden sonra yıkım kararı verilen 12.000 konut halen yıkılmamış öylece bekliyor. Hatta birçoğu öyle ya da böyle yapılan müdahale sonucu şu anda yaşam alanı olarak kullanılıyor.

Yıkım kararı verilmiş konutların her birinde ortalama 5 yurttaşımız yaşıyorsa toplamda 60.000 civarında yurttaşımızın yaşamı risk altındadır demektir. Ciddi sayılacak bu sorunu çözme bir yana AFAD ile büyükşehir belediyesi arasındaki bürokratik kavgalara tanıklık ediyoruz. Bu nedenle muhtemel bir deprem durumunda bu binalardan kaynaklı yaşam kayıplarından elbette ki kayyum rejimi sorumlu olacaktır.

‘İMAR PLANI AFET RİSKİNE GÖRE HAZIRLANMALI’

Yer seçiminden başlayarak imar planlarının afet riskine göre hazırlanması, depreme dayanıklı güvenli yapıların üretilmesi, insanların deprem konusunda bilinçlendirilmesi, deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrasında yapılacak çalışmalar için yerel yönetimin ciddi şekilde sorumluluk alması gerekir. Yine depremlerde geriye kalmış güvensiz, hasarlı ve riskli binalar bir an önce tespit edilerek güçlendirilmeli veya yıkılıp yeniden yapılmalıdır. Riskli binaların taranıp tespit edilmesinde, yapıya hasar vermeden binanın dayanıklılığını inceleyen bilim ve mühendislik yöntemlerinden mutlaka yararlanılmalıdır.

Yapılacak yeni yapılarda, bütün canlıların sürdürülebilir, sağlıklı, depreme dayanıklı yaşama hakkı için, mühendislik biliminin gerekleri dikkate alınmalı, yapıya başlanmadan önce ilgili raporlar, projelendirmeler, kontrol ve denetimler standartlara uygun yapılmalıdır.

‘RİSKLİ ALANLAR İMARA AÇILMAMALI’

Riskli alanlar imara açılmamalı, bilimsel normlara dayalı yer seçimi yapılmalı, ada ve parsel bazlı tüm yapılaşmalarda mühendislik hizmeti almayan hiçbir uygulamaya ruhsat verilmemelidir. Zemin etütleri, yapı statiği gibi hayati önemlere sahip çalışmalar mühendislik gözetim ve denetiminden uzak tutulmamalıdır.

İmar rant meselesine çıkar menfaatlerine göre oluşturulmamalı, hazırlanan imar çalışmaları kamuoyuna açık olmalıdır. Üniversite ve mesleki odalar mutlaka sürece dahil edilmeli, bilimsel teknik ve mühendislikten uzak hiçbir mekana yapı uygunluğu için müsaade edilmemelidir. İlkyardım ve deprem bilinci eğitimlerinin anadilinde verilmesi atılması gereken ilk adımdır. Bölge özelinde arama-kurtarma faaliyetlerinin başta Kürtçe olmak üzere çok dilli yapılması gerektiği bilinmelidir.

‘ALINACAK ÖNLEMLER İLE ZARARLAR EN AZA İNDİRİLEBİLİR’

Bir doğa olayı olan depremlerin; geçmişte olduğu gibi gelecekte de meydana gelebileceğini ve önlenemeyeceğini biliyoruz ancak felakete dönüşüp dönüşmemesi tümüyle uygulanan politikalara bağlı olduğunu da biliyoruz. Doğa olaylarında yaşanan can ve mal kayıplarını kaza ya da kader olarak tanımlamak yanlıştır asla kabul edilmemelidir. Alınacak bilimsel önlemler ve bilinçli eğitimler ile zararların en aza indirilebileceğini unutmamalıyız.

Ancak Kayyum zihniyetinde tedbire yönelik bir politika asla yoktur. İlimizde bu gün itibariyle alt yapısıyla hazırlanmış bir toplanma alanı bile belirlenmemiştir. Buna karşın  üzensiz/özensiz/kontrolsüz inşaat ve yapılaşma devam etmektedir. Olası bir deprem durumunda yüzbinlerce insanın barınma sorunu ile karşı karşıya kalacağı gün gibi ve dün gibi ortadadır.

‘İKTİDAR VE KAYYIMLAR RANTI ÖNCELEMEKTE’

Hem iktidar hem de kayyumlar depremi değil rantı öncelemektedir. Belediyelerimize ait olup satışa çıkarılan birçok parsel yeniden imar planlarında konut alanına açıldı. Konut dışı olanlar ise cins değişikliği ile konut imarına mümkün hale getirildi.

Daha da vahimi; 2011 yılı fay hattının tetiklediği İskele fay hattının üzeri ve yakın çevresi imar düzenlemeleri ile konut ve ticari alanlara açılmış olmasıdır. Parasını verene ruhsat veren bu yaklaşım kentleri dönüştürmek yerine evleri tabuta dönüştürmektedir.

Depremin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen halen depremin ekonomik etkisine dair kapsamlı bir rapor kamuoyuna sunulmamıştır. Kaç işletmenin, çiftçinin, esnafın depremden hangi oranda etkilendiği, bu kişi ve işletmelere hangi destekler sunulduğu kamuoyuna açıklanmamıştır Haksız, hukuksuz bir şekilde görevden alınmış ve yerine kayyum atanmış arkadaşlarımız birçok şeyin farkında olarak ciddi hazırlıklar yaptığını biliyoruz.

Önümüzdeki yerel yönetim seçimlerinde göreve gelir gelmez bu noktada uygulamaya koyacak projeleri gelişmiş durumdadır. Merkezi yönetimden hiçbir beklentiye girmeden tümüyle yerel kaynaklara dayalı olarak uygulamaya konulabilecek bu projelerle doğal olayların felakete dönüşmemesinin önüne geçilebileceğine inanıyoruz.

Kentimiz sahipsiz değildir. Sahipsiz kalmayacaktır. Depremin 13. yıl dönümü nedeniyle acılarımızı hatırlatmak durumunda kaldığımız bugün bir kez daha depremlerde yaşamını yitiren vatandaşlarımızı saygıyla anıyor rahmet diliyoruz.”(HABER MERKEZİ)